| | Üretsiz Blog oluştur
Şiir DefteriRSSYorum RSS

Beklenen Necip Fazıl Kısakürek 

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
 

Necip Fazıl Kısakürek

Hayat Babür Pınar 

Hayat

Kır çiçeklerinin yurt tuttuğu
her dağın hüzünlü bir patikası var
kuytusuna yaralı düşen kuşlar
son kez baktıklarında görürler boşluğu

Gövdem bir dağ gülüm
kalbim onun patikası
Son kuşların giderken bıraktığı en uçası
boşluğa resmedilmiş yaralı bakış ömrüm

Ayrılık uçurumunda çiçek verir
sürgünü kendinde ömür ağacı
Gezginlerin geçerken umursamadığı
seçilmiş yalnızlığın ateşinde erir
hayata çığlık veren sancı

Herkesin kimliğinde bir Ferhat
dağları delmeğe hazır aşk için
Herkesin uçurumu bir Şirin
Sorgulanan günlerin toplamıdır hayat
 

Babür Pınar

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? Victor Hugo 

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
 

Victor Hugo

Gitmek Hayat Getirecek Babür Pınar 

Gitmek Hayat Getirecek

Kör bağın kızıl kuru
gül kokusunu taşıyor hava
Gözlerim kapıda

Nedensizliğin ertelediği çöküntü
bilincime duyuruyor küf hükmünü
Bir çocuk gibi koşarken düşünce
istemeden saplıyor bıçağı sevince

Aslında bildiğim onun da bildiği
sır gidişlerin arsızı değil yolcu
Öyle yazıldığı için belki
antik serüvenlerin sonu
tutsak kıldık düşsel söze gerçeği

Gitmek hayat getirecek
yenik düşerek kalmak ölüm
Her geri döndüğünde avluda
öylesine sevişmek zulüm

Kutsal ilişki var oluşuna yoldaş arar
yanıtı geciktirilmiş sorularda
Hüküm dinlemez kayıp giden yıldızlar
aşk sorgulanmamalıdır asla

Arka odada ölesiye susar
günü sonlayacak intihar
Yüreğim kapıda
 

Babür Pınar

Öpüşerek Geçelim Bu Akşam Uçurumdan Ali Rıza Kars 

Öpüşerek Geçelim Bu Akşam Uçurumdan

Gün dönüyor Nihan!
gün dönüyor
tepeye dikilmiş güneş
düşündürüyor

Bir zamanı paylaştık
soluk soluğa
ya şimdi
her şey
karlı bir cam ardında

Tut tutabilirsen
daha dün yaşadıklarını
çağır getirebilirsen
seni terk eden soluğunu

Gün dönüyor Nihan!
gün dönüyor
mekânı yüklenmiş zaman
bizi de götürüyor

Çiçek büyütmüyorum artık
kuş beslemiyorum
toprak kokusuna yollar
gün eğimine
bir iz daha bırakıyorum
bir iz daha dizlerimle

Gün dönüyor Nihan!
gün dönüyor
yakıp geçen günlerden
teselli bir şelâle
saçların süzülüyor

Gezgin bir siluet gibi
düzensiz yüzüyor bulutlar
tekler yönsüz yürüyor

Kimse
ne kimseyi kurtarabildi
ne geçmişi
kim bilir
belki de aşk değildi bu
cemresiz toprağın tükenişiydi

Alışkanlıklarımı kaldırıyorum
ağır ağır
anıların rafına
anılar... Nihan!
anılar...
hâlâ ellerinin sıcaklığında

Bir kör kurşundur bazen
alıp götüren
bir kör kurşun gibi söz
bir ömrü mezada veren

O doğru bakış
bir beklenti şimdi
bir beklenti
baharın ve düşlerin onikisinden

Belki de budur aşk Nihan!
aşk budur zahir
vurulurken
sevgilinin saçlarını okşayan

Niobe'nin Kızları da
taş olmuş diyorlar
Ana Tanrıça da
duydun mu Nihan!
bir hüzün gibi duruyormuş
elleri
hasretmiş okşanmaya

Yapma öyle Nihan!
çekip durma canımdan
seni senden kurtarmayı
neden düşleyeyim ki

Sen
kendin çık Nihan!
sadece kendinle çık
dilek şartlarda yaşamaktan
gel şimdiki zamana
yoku yaşamasın an
öpüşerek geçelim bu akşam uçurumdan
 

Ali Rıza Kars

Ayrılık Sevdaya Dahil Attila İlhan 

Ayrılık Sevdaya Dahil

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

necati

-1.
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

-2.

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

-3.


ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
..........
..........

 

Attila İlhan

 

Bayramda Ağlar Mustafa Yiğit 

Bayramda Ağlar

Ağla güzelim
Sevenler de ağlar
Acılıdır bizim elde bayramlar
Kimi aramaktan
Kimi beklemekten
Ağlar bayram günleri

Ayrı düşen hep ağlar
Geçit vermez
Karlı dumanlı dağlar
Gidipte dönmediler
Suçsuzlar günahsızlar
Sen beklemekten, diğeri aramaktan
Ağlar bayram günleri

Fakirler hep ağlar
Gariplerin değildir bayramlar
Hor görülür
Yoksullar, kimsesizler
Biri yalnızlıktan
Biri yokluktan
Ağlar bayram günleri

Ağla güzelim
Çözülenler hep ağlar
Kayboldu birer birer dostlar
Geldi geçti bunca bayramlar
Ne soranlar oldu, ne arayanlar
Sen dök göz yaşlarını her bayram
Doldur kuruyan kan göllerini
İçsin zalimler avuç avuç
Eğlensinler bayramdan bayrama
Sen ağla güzelim
Ha sen ağlar, ha ben ağlar

Ekim 2006
 

Mustafa Yiğit

Eğer Can Yücel 

Eğer

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
..........
..........

 

Can Yücel

Boran Mustafa Yiğit 

Boran

Kurşun gibi gökyüzü
Kuşatıyor sis bulutları!
Süzülerek inen,renkli merdiven
Anılarımı yazıyor bu gün

Okşuyor saçlarımı deli rüzgâr
Sessizce ağlıyor ağaçlar!
Rüzgârda savrulan,dal sesleri
Paylaşıyor yalnızlığımı.

Gökyüzü heybetli, gürlüyor
Telaşından çarpışıyor bulutlar.
Sızan, ışık kıvılcımları
Parçalıyor deli yüreğimi

Bir duman,bir boran baharımda
Kesti önümü dönüş yolunda!
Devleşen, sel dağları
Aşkımı alıp,götürdü bu gün.

Mart-1980-Ermenek
 

Mustafa Yiğit

 

Yitik Sevdalar Mustafa Yiğit 

.Yitik Sevdalar

Yanmış yüreğim!
Yitik sevdalardan
Azgın dalgalar gibi,
Çarpar kıyılara.
Savrulur rüzgârlarda
Uçup gider
Yitik hayatlar diyarına.

Bulut olup, gezen
Yunus gibi.
Düşer yollara.
Arar durur
Yüreklerdeki saklı sevdaları.

Dağlardan süzülen
Bir kartal gibi.
Kanat açar...
Duyulur keskin çığlığı.
Yansır yıldızlara
Vurdukça pençesini.
Yeni bir
Yaşam umududur açan
Çöldeki,çiçek gibi

Mart 2007-ADANA
 

Mustafa Yiğit